farkında mısınız, bir süredir tüm sunum tasarımları, yeni çıkan web siteleri aynı. herkes, her şirket, her girişim aynı sunumu yapıyor, aynı siteyi kullanıyor.

aynı yumuşak renk geçişleri, aynı yuvarlatılmış köşeler, aynı sans-serif başlık, aynı boşluk anlayışı, aynı “büyük rakam, altında mikro yazılmış üç kelimelik açıklama” slaytı, aynı şekilde tasarlanmış kutular. işin kötü tarafı, bu standartlaşma tasarımla da sınırlı kalmadı, içerikler de benziyor.

öyle bir noktaya geldik ki logoları kapatsak hangi sunumun hangi şirkete ait olduğunu bile söylemek mümkün değil.

iF Design 2026 trend raporu buna bir el atıp isimlendirmiş; “age of average” – ben “vasatın çağı” demeyi uygun gördüm.

rapor özetle söylüyor: AI neredeyse her ürüne ve her tasarım sürecine entegre oldukça, algoritmalar en olası ve en tanıdık çözümü tekrar tekrar üretiyor, bu da her alanda “aynılaşmayı” hızlandırıyor. kısaca silikon vadisi’nden çıkan temiz – net – teknoloji tasarım çizgisi AI aracılığıyla her alana uygulanıyor.

AI’dan önce de başarılı bir estetik uygulama ya da bir görsel dil dünyaya jet hızıyla yayılıyordu yayılmasına ama AI yangına körükle gitti.

raporda çok sayıda tasarım yöneticisinden alıntılar var. örneğin hindistan’daki havells’in tasarım direktörü patrizio cionfoli’nin söylediği ilgi çekici. diyor ki, tasarımda gerçek özgünlük giderek nadirleşiyor; her şey birbirine benziyor ve artık kimse özgünlük peşinde değil.

ama burada dentsu lab’den naoki tanaka’nın değindiği bir başka nokta daha var; “AI’s very essence is to average out humanity’s vast history of ideas and outputs. In doing so, it resets the race of creation. Imagine everyone being sent back to the starting line. A new contest begins: who can break free, who can stand out? This forced reset could lead to an era of unprecedented innovation – but it will demand fresh sensibilities and an almost stubborn obsession with the truly new.”

naoki’ye göre teorik olarak bu bir fırsatla karşı karşıyayız. gerçekte ise herkes aynı başlangıç çizgisinde durmuş, birbirinin deck’ine bakıp “aa bunlar da bizim renkleri kullanmış, demek doğru yoldayız” diye düşünüyor.

buradan asıl iki derdime geleyim.

biri markaların görsel iletişim dilinin zarar görmesi. renk, tipografi, boşluk, ritim, hata payı. bunlar tesadüf değildir, bir markanın, bir karakterin dışavurumudur. AI veri setinde senin markanın hikâyesi, neden var olduğun, kime kızdığın, neyi reddettiğin yok. sen bunu oraya koymazsan kimse koymayacak. bu nedenle – özellikle de girişimler için kritik bir konu – markalarının olmayan karakterini kaybederek işe başlıyorlar.

ikincisi – benim için en önemlisi – elinin altında muazzam bir düşünme & çalışma arkadaşı var ve tek yapabildiğin birbirinin aynı olan tasarım&fikirlerin çoğalmasına katkıda bulunmak mı?

bütün bu “aynılık” bir kültür estetiği problemi değil, konfor alanı problemi.

farklı olanı yapmanın getirdiği bir risk var. farklı görünmek demek, yatırımcının “bu neden böyle” diye sorması demek. yöneticinin “biraz fazla cesur olmamış mı” demesi demek. herkesin yaptığını yapmamak, açıklama yapmak zorunda kalmak demek. insanların büyük çoğunluğu bu açıklamayı yapmaktansa ortalamada saklanmayı tercih ediyor. tıpkı gidip daha iyi olduğunu bildikleri halde küçük değil büyük markayla çalışmayı tercih etmeleri gibi. çünkü ortalamada saklanırsan, çuvallasan bile “herkes böyle yapıyordu” diyebilirsin. vasatın en güzel yanı da bu: suçu paylaştırması.

bugüne kadar AI ile yapılan kötü bir sunum görmedim. hepsi temiz, hepsi okunaklı, hepsi profesyonel ama hiçbir şey anlatmıyorlar. çünkü söyleyecek bir şeyi olan birinin önce o şeyin ne olduğunu bilmesi, sonra da onu söylemeyi göze alması lazım. özgünlük imkansız değil ama bedava da değil; çalışmayı gerektiriyor.


Kaynak: iF Design Trend Report 2026, “Age of Average — Recoupling Design” bölümü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top