her şey aslında bu tweet ile başladı.

Screenshot at Nov 29 21-11-47.png

tolga mirmirik bu tweet’lere dahil olduktan kısa süre bir süre sonra konuyla ilgili bir flood yazdı.

“telefon konuşmalarının ardından sosyal medyada reklam gösterilmesi” konusunu arada karşıma çıkıyordu ama gelen tepkilerden / yorumlardan anladığım kadarıyla bu duruma karşı inanılmaz bir hassasiyet söz konusu.

  • söyleyeyim; benim başıma gelmedi — yapıldığına ilişkin bir kanıt da görmedim / okumadım. elinizde dişe dokunur bir kanıt varsa paylaşın lütfen.
  • benim amacım tüm bu konu etrafında dönen bilgi güvenliği — ses verisinin reklam değeri — ses analizi — veri aktarımı gibi konulara değinmek.

uzun olacak, hemen başlıyorum.

 1) Karşı tarafın bilgisi olmadan telefondan sesini dinlemek mümkün mü?

spy.gif
EVET.  bu konuyla ilgili kimsenin teknik anlamda bir yapılamazlıktan söz ettiğini düşünmüyorum. hatta akıllı telefonlardan önce de telefonları dinlemek mümkündü.

sadece son dönemde akıllı telefonlarla uygulamaların artması sonucu veri güvenliği / kişisel bilgilerin gizliliği gibi konular daha çok gündeme gelmeye başlayınca bu noktada bir bilinirlik oluştuğunu düşünüyorum.

telefonunuzdaki uygulamaların neler yapabileceğini görmek için bu yazıya bakabilirsiniz.

ek bir not; 18 yıl önce bilgisayar üzerinden başka bilgisayarlara girip ses dinleyen (neden diye sormayın) bir arkadaşım vardı. sesim dinlenmesin, görüntüm alınmasın, bilgilerim okunmasın gibi endişeleriniz varsa internete bağlanmayın.

2) teknik açıdan sesi anlamlı bir şekilde analiz etmek mümkün mü? 

tomuch

EVET. zaten çoğumuz da böyle uygulamaların velinimetlerinden yararlanıyoruz.

mesela “şarkının adı neydi ya püf” deyip shazam ya da soundhound gibi uygulamaları kullanırken ya da siri’ye “siriciğim bana bi meeting set et” dediğimizde bu uygulamaların yaptığı şey sesimizi ya da ortamdaki sesi analiz etmek.

yani bu da wow dedirten bir durum değil artık.

fakat bu konuda tolga mirmirik‘in de flood’unda dikkat çektiği bir nokta var; “mikrofondan ses alıp da, analizini yapıp da, sana 10 dakika sonra konuştuğun konuyu reklam gösteren teknoloji henüz yok arkadaşlar.”

yani “sizi dinlemek – analiz etmek” ve “sizi dinlemek – tüketici davranışlarınızı analiz etmek – 10 dk sonra pat diye reklam göstermek” farklı konular. nedenine birazdan geliyorum.

kaldı ki tartışmaya esas konu olan şeylerden biri de bunun kişinin kendi bilgisi dışında yapılması.

3) veri güvenliği / kişisel bilgilerin gizliliği

çok değil, 5-10 yıl kadar önce kimse ne veri güvenliğini ne de kişisel bilgileri umursuyordu. çünkü dünyanın geri kalanıyla iletişimimiz yoktu. ama şimdi yanıbaşımdaki telefon ve bilgisayarda sadece dizi izlemiyorum, e-posta yazıyorum, iş için sunum hazırlıyorum, kimlik bilgilerimi bankayla paylaşıyorum, online alışveriş yapıyorum vs vs vs

internete bağlı olduğum sürece de bütün bu bilgiler benim bilgim / isteğim dışında birilerinin eline geçebilir ve bilgim / isteğim dışında kötü niyetli kullanılabilir. bu sadece insanlar için değil şirketler için de büyük problem. bu nedenle bu konuda çok sert yaptırımlar uygulanmaya başlandı. avrupa’da sonuçlarını görmeye başladığımız ama türkiye’de çok da ilgilenmediğimiz gdpr bu yaptırım zincirlerinin en son halkası (ki söylemeliyim türkiye’de yaptığınız işi eu ülkelerine satıyorsanız gdpr uyumlu olmak zorundasınız – yine umursanmayan bir konu).

daha bugün google’ın gdpr konusunda “yeterince” özenli davranmadığı ortaya çıktı. bunun google’a olası maliyeti 4 milyar doları bulabilir. şaka değil, 4 milyar dolar. bu bilgiyi aklınızın bir köşesinde tutun lütfen.

4) reklamlar, reklamlar, reklamlar

marketing-meme.png

şimdi reklamveren personamı giyip pazarlama alanına giriyorum.

reklamverenin tek bir amacı vardır; ürünü doğru hedef kitleye doğru şekilde pazarlayarak satışları artırmak. elbette tamamen imaj kaygısıyla yapılan işler de var ama marka bilinirliğinin artırılması ya da markanın gündemde tutulması da ürün satışları için.

şimdi sese duyarlı reklamların nasıl işlediği düşünülüyor?

  • ben telefonum yanımdayken hamburger filan diyorum.
  • sesimi alan bir uygulama beni dinliyor, hamburger deyince bir şeyler harekete geçiyor.
  • sonra aradan yarım saat bir saat geçiyor, belki bir gün geçiyor ve telefonumu elime alıyorum ve o da nesi, “hamburger reklamı”
  • bu reklamı görünce içimde ansızın beliren hamburger yeme isteğine karşı koyamayıp reklamdaki numarayı arayıp sipariş veriyorum?

gerçekten böyle mi?

images

şimdi bu noktada bir kaç konuyu tartışmaya açacağım;

  • nedeni anlamadığım şekilde ses verisinin reklamveren için inanılmaz değerli olduğu düşünülüyor.

şunu söyleyebilirim ki HER ZAMAN kişinin ne yaptığı ne söylediğinden DAHA DEĞERLİDİR. bu konuda her zaman siyah – sarı walkman örneğini veririm *. bir fokus grup araştırmasında insanlara sarı mı yoksa siyah walkman’in mi daha ilgi çekici olduğunu / satın alınabilir olduğunu sorulduğunda insanlar sarıyı seçer.

fokus grup bitiminde insanlara sarı ve siyah walkman’lerden birini alma seçeneği sunulduğunda insanların çoğu siyahı seçer.

bir reklamveren olarak benim için değerli olan şey tüketici davranışı.

hamburger demiş, dememiş çok da önemli değil.

  • insanlar tüketici davranışlarına yönelik çok sayıda veri paylaşıyor.

instagram ve twitter hesaplarını açık kullanan, cookie’lerini silmeyen, aynı cihaz üzerinden alışveriş, bankacılık işlemi yapan, film izleyen, mesajlaşan, e-posta atan, konum bilgisini sürekli açık tutan vs. binlerce, yüzbinlerce insan var. klavyeyi ne kadar hızlı ya da yavaş kullandığınızın bile analiz edildiği alanlar var. yani bu bile sizin hakkınızda bir fikir veriyor.

varsayalım ki siz pek bir şey paylaşmıyorsunuz, internet yoğun bir yaşantınız yok. ama sosyal medyada takip ettiğiniz kişiler, rehberinizde kayıtlı olan kişiler vs. bir şeyler paylaşıyor. sırf bu verileri analiz ederek bile sizin hayatınızla, davranışlarınızla ilgili bilgi sahibi olmak olası.

ama siz derken spesifik olarak “ahmet, mehmet, ayşe” özelinde bir veriden söz etmiyorum.  “25-30 yaş arası, xxx ilgi alanlarına sahip, sosyal, alışveriş etmeyi seven, fast food meraklısı, dizileri kaçırmayan vb. bir sosyal grubun parçası” olarak “siz”den bahsediyorum.

reklamveren için “davranış” verisi değerli. vegan ya da fast food yemeyen bir insana hamburger reklamı yapmak boşa para harcamak çünkü. bu nedenle büyük markalar ciddi anlamda bu konuya yatırım yapıyor ve insanların satınalma davranışlarını analiz ediyor.

para hiçbir şirket için sınırsız bir kaynak değil; coca cola da olsanız doğru insanı seçip ona reklam yapmalısınız. çünkü şirketler bir yandan da reklam maliyetlerini de yeni müşteri kazanım maliyetlerini de düşürmek için uğraşıyor.

  • firmalar “şimdi”den yola çıkıp “geleceği” analiz etmeye başladı bile.

duydunuz mu bilmiyorum; son yıllardaki önemli gelişmelerden biri “predictive advertisement”.

ülkemizde crm çalışmaları e-posta gönderimlerinden öteye gidemediği için fark etmiyoruz ama reklamveren için gerçek anlamda değer sağlamaya başlayan bir konu bu.

kabaca özetlersem; predictive advertisement “ihtiyacım olanı benden önce fark edip buna göre reklam çıkartmaya dayanıyor” ki bunu yapanlar var.

5) varsayalım ki ses verisine dayalı reklam var; bu veriyi kim satıyor / erişimi kim sağlıyor?

görünen o ki dijital reklam platformlarının hiçbiri ses verisine yönelik bir reklam satışı yapmıyor. yani evet, bilgi dışında ses alınması ve reklam yapılmasını konuşuyoruz ama varsayalım ki sesinizin alınmasına onay verdiniz. yine de google’a ya da facebook’a reklam çıkarken “hamburger diyenleri de hedef kitleye al” gibi bir seçenek karşıma çıkmıyor.

bir tek alphonso tv (ki dün gördüm) bayağı komplike bir hizmet kapsamında telefonunuzu dinliyor ama bu dinleme sinyal bazlı. olayı teknik açıdan daha iyi açıklayabilecek varsa lütfen aydınlatsın ya da beni düzeltsin, benim anladığım şudur; sizin ne söylediğinizi dinlemiyor, televizyondan duyduğu sinyalleri analiz ediyor. konuşma analizi ve belli sinyalleri almaya programlanmak daha farklı işler.

alphonso tv’yi bir kenara bırakırsak kısaca bir yerde reklamcılar sese dayalı hedefleme yaparak reklam veremiyor.

ama şu yapılıyor; mağazanıza gelen insanı yüzünden tanıyıp o insanı etiketleyip sonra online’da takip edebiliyorlar. hangisi sizin için daha korkunç olmalı bilemedim. sesinizin dinlenmesi mi yoksa 7/24 kameralar altında yaşıyor olduğunuz gerçeğini görmezden gelmeniz mi?

6) peki böyle bir şey yoksa neden bu konularla ilgili konuşunca reklam çıkıyor?

bence gördüğümüz reklamları gördüğümüzü fark etmeyip bunlar hakkında konuşuyor olmamız ve sonrasında da reklamlar karşımıza çıkınca farkına varıyor olmamız daha olası. insan hafızası sandığınızdan daha yanıltıcı. ayrıntılı bilgi için baader-meinhof fenomeni.

7) başkaları ne diyor? reddit tayfası mesela?

şurada şahane bir thread var; başı da bu konuyla ilgili bir deney yapan kişiye ait.

ama thread’de başkalarının da yazdığı gibi ortada bilgileriniz dışında sesinizin alındığını ve buna dayanarak reklam gösterildiğini sunan tek bir bilimsel kanıt yok.

nasıl ya? ne oldu şimdi, bitti mi yazı? gizlice dinliyorlar mı beni? neler oluyor? 

özel ve gizli bir sosyal deneyin parçası değilseniz ya da alphonso tv kullanmıyorsanız  sizi dinleyip size özel reklam çıkaran bir firma yok.

reklamveren için tek başına “ses” verisi zaten anlamlı değil; diğer bilgilerinizle birleşmesi ve anlamlı bir sonuç ortaya koyması lazım. bunu da inanılmaz hızlı bir şekilde işleyip 10 dakikada size hamburger reklamı gösterebilmek teknik açıdan da oldukça iddialı.

  • bunun yapıldığından ciddi anlamda şüpheniz varsa da bu reklamların ne olduğunu ve kimin tarafından hangi platformda çıkartıldığını takip edin. benim hiç başıma gelmedi. ama gelseydi ilk bakacağım şey bu olurdu; hamburger dediğimde sürekli x firmanın reklamı instagramda karşıma çıkıyorsa buradaki bir bağdan şüphelenirdim.
  • bunun yapıldığına ve hatta bilginiz dışında yapıldığına eminseniz de hızlıca dava açmanızı öneririm. zengin olmanız kaçınılmaz. ironi yapmıyorum ya da dalga da geçmiyorum.

yukarıda google’ın gdpr kurallarını ihmal etmesi sonucu 4 milyar dolar cezaya maruz kalabileceğini yazmıştım. dijital reklam harcamaları 2017 yılında tüm dünyada 209 milyar dolar idi. aradaki orana bakarak bile kolayca şunu söylemek mümkün; bilginiz dışında sesinizi ya da herhangi bir verinizi alarak buna dayalı reklam yapmanın getirisine kıyasla riski çok yüksek. ki zaten her bilgimizin ortada olduğunu düşünürsek “ses” kısmı da oldukça önemsiz kalıyor. kendi adıma imaj/görsel tanıma hadisesi sese kıyasla çok daha düşündürücü.

KOCA NOT:

bu kadar yazdım yazdım ama tüm bu sese yönelik reklam verme hadisesi için de tek bir argüman var; “arkadaşla xyz hakkında konuşuyorduk, xyz reklamı çıktı”. ne bir teknik kanıt ne de başka bir şey. eğer elinizde başka bir veri / bilgi / kanıt varsa yorumlarda paylaşın lütfen.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir