Sene 2002 ya da 2003 olmalı. Yapay zeka dersindeyiz. Kalitesiz bir ekranda şu sözler duyuluyor “I’m sorry, Dave. I’m afraid I can’t do that.”
Arthur C. Clarke tarafından yazılan kitaptan yola çıkarak çekilen “2001: A Space Odyssey” filmi aslında yapay zekadan daha çok dünya dışı hayatla ilgili olsa da o güne kadar büyük ekranda eşine az rastlanır bir yapay zeka tasviriyle gündeme gelmişti. Bir insan gibi düşünen ama sesinden başka bir şey duymadığımız, yolculuğun sonuna yaklaştıkça da insanlara düşman kesilen sevgili HAL’ımız birçok insanın kafasında tehditkar bir yapay zeka imgesi yarattı.

Yıllar geçtikçe sinemada, kitaplarda daha fazla yapay zeka izi görmeye başladık. Philip K Dick’in “Sizi İnşa Edebiliriz” kitabındaki iyi huylu ve zararsız simulakralar* (ki yapay zeka sıklıkla robotik teknolojiyle içiçe sunulur) ne yazık ki türünün nadir örneği olmaktan öteye geçemedi.
Nerede robot varsa orada işler kötüye gitti. Günümüzde yarattıkları tehditler yetmedi, Terminatör’de olduğu gibi gelecekten gelip yine işleri altüst ettiler, Matrix’te olduğu gibi bizi makinelere bağladılar.

Anlatılan hikayeler, çoğunlukla kötü – daha kötü – çok daha kötü ve DAHA ÖNCE ÖRNEĞİNİ GÖRMEDİĞİMİZ ŞEKİLDE SÜPER KÖTÜ şeklinde sonuçlansa da başlangıç noktaları genelde benzerdi. Meraklı bilim insanları ve sermaye sahiplerinin açgözlülüğü dünyayı felakete sürükleyecek bir keşfe sebep oluyordu ve birdenbire ortalık kırmızı gözleriyle dolaşan zeki robotlarla doluyordu. Anlayacağınız üzere yapay zeka gücü eline geçirir geçirmez ilk iş insanları ortadan kaldırmaya başlıyordu.
Bu sırada gerçek dünyada da yavaş yavaş robotlar ve yapay zeka uygulamaları insan içine çıkmaya başladı. Ama örneğin Hyundai’nin sevimli robotları podyumlarda yalpak yalpak yürürüyüşleriyle “aman tanrım, felaket yakında” hissini yaşatmaktan çok uzaktı. Satrançta yenilen kimi ünlü isimler de oldu ama satranç odaklı bir yapay zekanın dünyayı ele geçirmek için nükleer silahları ateşleyeceği fikri en şüpheciler için bile uçuk kaçıyordu.
Fakat sonra başka şeyler olmaya başladı. Çünkü hayatın her zaman farklı sürprizleri vardır.
Önce Boston Dynamics’in ultra süper üstün yetenekli robotları çıktı ortaya. Bir portakalın bile zekasına sahip olmaktan çok uzak olduklarını düşünsem de çok hareketli ve güçlü olmalarının bir miktar tehditkar durduğunu kabul etmeliyim.

Aradan birkaç sene geçtiğinde ise bambaşka bir şey oldu. Tarihe adını altın harflerle mi yoksa paslı harflerle mi yazdıracağından hala emin olamadığım bir başka girişim çıkıverdi; Open AI
Sundukları basit mesajlaşma programı ChatGPT bomba etkisi yarattı. Aslında uzun zamandır benzer yazılımlar ortalıktaydı, AI odaklı çalışan yüzlerce şirket vardı, yapay zeka ile yaratılmış fotoğraflarımız da sosyal medya sayfalarımızı dolduruyordu ve DAHA DA ÖNEMLİSİ aslında insanlar 1940’lardan bu yana AI ile ilgileniyordu ama Open AI birdenbire yapay zekayı hayatımızın tam orta yerine soktu. Hepimiz yapay zekanın şatafatlı yeniden doğumuna eşlik ettik.

Sağlanan inanılmaz başarı, hızla artan ve 80 milyar dolara ulaşan değerlemenin yanı sıra Elon Musk, Microsoft gibi yatırımcıların varlığıyla Sam Altman ve ekibinin enteresan halleri birleşince birçok dedikodu yayılmaya başladı.
Geçen Cuma Sam Altman’ın yönetimden kovulduğu haberi ortama bomba gibi düşünce dedikodular çığa döndü. Sanırım son iki üç günde olaydan çok dedikodu okudum. Kurucu ekipten Ilya’nın yapay zekanın önlemez yükselişinin yaratacağı tehlikeden korkup Sam’i işten çektirdiği, içerideki bir başka grup çalışanın yine yapay zekayla ilgili geliştirmelerin beklentilerinin çok ötesinde bir hızla geliştiğinden korktuklarını söylemeleri, yapay zekanın babası atfedilen Geoffrey Hinton’un ürkütücü açıklamaları, insanların geleceğimizi yakından ilgilendiren yapay zekanın gelişimiyle ilgili OpenAI’dan şeffaflık beklentisi vs derken durdum ve kendime bir kahve yapmaya karar verdim**.
Doğru yerde ve zamanda içilen bir kahve gerçekten aklınızı toplamanıza ve sizi saçmasapan bir düşünce selinden kurtarmaya yardımcı olabilir (reklamları dinlediniz).
Bütün bu olan biten arasında anlayamadığım iki konu vardı; birini zaten çok uzun zamandır anlayamıyorum, “neden yapay zeka bizi yok etmek istesin?”
Bu noktada konuyu yüzümü yıldızlara döneceğim ve sözü Kardaşev’e bırakacağım. Nikolay Kardaşev seneler seneler önce uygarlıkları enerji kullanım kapasitelerine göre sınıflandırıp üçüncü sınıf olan en gelişmiş uygarlığın galaksiler arası seyahat edebileceğini ve galaksideki enerjinin büyük bir bölümünü kullanabildiğini söyler. Bu öylesine gelişmiş bir uygarlıktır ki daha basit uygarlıklarla ilgilenme ihtiyacı bile hissetmez; bizim karıncalarla ilişkimiz gibi.
Bu da beni yukarıdaki sorumun cevabıyla ilgili şöyle bir bağ kurmama sebep oluyor, yapay zeka bildiğimiz en zeki insandan bile daha zeki olacaksa ve duygulardan arınmış bir şekilde her şeyi yapabilecek noktadaysa neden bizi yok etsin? Buna gerçekten değer miyiz?
İkinci konu ise yapay zeka ile ilgilenen şirketlerin şeffaf olması; yapay zeka o kadar ürkütücü senaryoları beraberinde getiriyor ki insanlar yapay zeka geliştirmesi yapan şirketlerden şeffaflık bekliyor (geleceğimizle oynuyorlar (!)). İnternet de atom bombaları geleceğimizi şekillendirdi ama kimsenin bir şeffaflık beklentisi yoktu; konu yapay zeka olduğunda bu konuda bir istisna tanınmasını neden bekliyoruz?
Sanırım iki konunun da temeli insanın kendine yüklediği anlamla yakından bağlantılı. Kendinden küçük ve zayıf gördüğü her şeyi yok etmeye yatkın insanoğlu kendini oturttuğu en üst anlam katında, yapay zekanın kendisinden daha zeki bir varlık olması fikrine dayanamadığı gibi o varlığın kendisini yok edilmeye bile değer görmeyecek kadar küçümseme olasılığından da hoşlanmıyor.
Şu an Open AI tarafında işler durulmuş durumda; Sam tekrardan işlerin başına döndü, ekip çalışmaya devam ediyor. Yapay zeka çalışmalarının durdurulmasını isteyenlerin sayısı her zamankinden daha fazla ama bu bir şeye engel olamayacaktır.
Uzun vade hakkında atıp tutmayı sevmem; konu yapay zeka olduğunda çok daha temkinli davranıyorum. Ama itiraf etmek gerekirse gelişmiş robotlardan oluşan bir grubun yapay zekalarını bizi yok etmek için harcama çabası yerine uzak yıldızlara yelken açmalarını daha mantıklı buluyorum. Hatta belki bizi de taşırlar…
* Doğadaki cansız maddelerin kendiliğinden, bir anda veya zamanla bir canlıya benzer biçim almasına ve bu tür oluşumlara verilen ad
** belki bunda Open AI ve türevlerinin sürekli “güven” vurgusu yapmasının da bir etkisi vardır
Bir yanıt yazın